Korkaklar asla kazanamaz…

Bu yazı futbol dünyamızın iki bildik isminin yaşadıklarından yola çıkarak,  başarı ve kariyerin oluşumu  ve sürdürlebilmesi  üzerine bir gözlem yazısı niteliğindedir.  Ve Aykut Kocamana ithafen yazılmıştır.

Hepimiz yaşamın  kim anlarında  kimi şansları yaklarız, yakalarız  ama önemli olan şansı yakalamaktan çok, onu değerlendirebilme yetisidir .  Fatih Terim 1996 yılında Galatasarayın başına geldiğinde henüz başarıya aç, kariyer yapmamış bir teknik adamdı.  Yakladığı şansı öylsine güzel değerlendirdi ki,  2000 yılında başında olduğu Galatasaray Futbol takımı UEFA Kupasını kazanan ilk  (belki de son) Türk takım olarak tarihe adını yazdırdı. Hemen ardından Süper Kupayı müzesine götürdü. Fatih Terim bu başarılarının ardından ödülünü Fieorentinaya giderek aldı. Yurtdışına tek tük de olsa futbolcularımız gitmişti ama bildiğim kadarıyla yurt dışına giden  ilk  antrenörümüz de Fatih Terim oldu. Fiorentina, İtalya liginin orta sınıf ekiplerinden biriydi ve Fatih Terim  Galatasaraya oynattığı tarzını burada da başarılı bir şekilde sürdürünce, dünya takımı Milanın başına  geçti. Ve bu yazının ana konusunu oluşturacak  “durum”  tam da Milana geçmesiyle başladı.

Terim, Milana gelene kadar kariyer yapması gereken, başarıya aç bir teknik adamdı. Bu açlığı , hırsıyla… hırsı cesaretiyle ve futbol zekasıyla birleşince başarılar da ardı ardına geldi. Artık dünya futbolunda adı konuşulan bir teknik adam oldu. Kariyeri, fiyatı ve yaşam standartları da buna paralel olarak artmıştı. Artık o başarıya aç, hırslı , cesur ve risk alabilen adam gitmiş, yerini, varolanı korumak isteyen , riske girmeyen statükocu  bir adama bırakmıştı. Bu yeni Fatih Terim önce Milandan kovuldu. Sonrasında da ne Türk milli takımda ne de tekrar  geldiği Galatasaray da başarılı olabildi. Uzun bir süre de takım çalıştıramadı. Ve Fatih Terim  2011 – 2012 sezonun başında tekrar Galatasaraya geldi. Çünkü Galatasarayın üst üste gelen başarız dönemlerden sonra , bozulan  idari ve mali yapısı ile gidebileceği başka bir alternatif de yoktu.  Terim açısından baktığımızda da önceki başarılarının tesadüf olmadığını kanıtlamak adına  iyi bir fırsattı. Bu durum her iki taraf adına da  iyi bir buluşmaydı. Çünkü her iki tarafında yeni başarılara ihtiyacı vardı. Statükocu Fatih Terim,  yerini eski Fatih Terime bırakmış olarak çıktı karşımıza. Aşı tutmuştu.  Ligin bitmesine 3 hafta kala, en yakın rakibine 9 puan fark atmış Bir Galatasaray vardı karşımızda. Puan farkından daha da önemlisi, sahada sergiledikleri futboldu. Koşan, basan, mücadele eden ve sürekli bastıran bir takım olmuşlardı. İmparator tekrar tahtına çıkmıştı…

İkinci isim Türk futbolunun en efendi ve kişlikli gol kralı Aykut Kocaman. Fatih Terim örneği,   Aykut Kocamanı daha iyi analiz edebilmek adına  bence oldukça önemli.  Aykut, 2010 da Fenerbahçeye gelene kadar ligin hep zayıf takımlarını çalıştırmıştı. Küçük bütçeli ve sınırlı kadrolara sahip bu takımlara oldukça iyi futbol oynatan bir teknik adam olarak tanındı. Ben dahil neredeyse tüm Fenerbahçe camiası onu  takımın başında görmek istiyor ve başarılı olacağından da asla kuşku duymuyordu.   İyi bir Fenerbahçeli olması,  küçük  takımlara oynattığı başarılı, kazanma arzusuna dayalı  futbol anlayışı yeterli donelerdi.  Ayrıca çok önemli bir done de   Aykut Kocaman  futbol pazarında henüz sıradan, kendisini kanıtlamak zorunda olan, kısaca  başarıya aç bir teknik adamdı…

İlk önce Sportif direktörlüğü kabul ederek geldi Fenerbahçeye. Teknik adam Daumdu. Yönetimin aldığı bu karara kahretmiştik. Ama karar verilmişti. Çok geçmeden  bu ikili arasında ciddi bir sorunlar yaşanmaya başlamıştı bile. Aykutun, Daumun ayağını kaydırdığı söylentileri medyada her geçen gün daha yüksek sesle telafuz edilmeye başladı. Ama o, bunun doğru olmadığını, görevinin soprtif direktörlük olduğunun altını ısrarlı şekilde çizen açıklamalarda bulunuyordu. Sezon sonunda Daum şampiyonluğu kıl payı kaçırınca  gönderilecek ve yerine Aykut Kocaman gelecekti. Bir Fenerbahçeli olarak Aykutun takımın başına geçmesi hep istediğim bir şeydi. Aykut benim için kişiliği ve teknik adamlığıyla Türk Futbol tarihinde önemli ve farklı bir kimlikti. Ama Daumun yerine geçiş şeklini hiç tasvip etmesem de, Fenerbaheçeye oynatacığı futbolu düşündükçe bu olayı gözardı etme yanlışına ben de alet oluyordum. Ve Aykut takımın başında sahaya çıktı. İlk önce Avrupa kupaları…  Veeeeeeeeeeee,  kocaman bir sukut-u hayal. Sahada Barselona gibi bir takım beklentisi içinde olan biz taraftarlar için sahada futbol adına hüsranı oynayan  bir takım vardı. Avrupadan lige dönüş çok çabuk oldu. Sahada futbol fakiri olan Fenerbahçe, ligde bir şekilde kazanıyor ve sonuç odaklı medya ve yönetim Aykutu pohpohlamaya devam ediyordu. Lig sonunda Fenerbahçe şampion  oldu. Oldu ama dedim ya sahada ne bir teknik adam yaratıcılığı ne de futbol adına umut veren bir görüntü vardı. Bunu ne zaman dile getirsem, sonuç odaklı Fenerli arkadaşlarımdan bile eleştri alıyordum. Bu arada nedenini bilmiyordum ama Aykuta olan inancım  bir şekilde hala devam ediyordu. İkinci sezon başladı. Başladı ama bu sefr de şike denen, birilerinin tezgaladığı bir oyunda Fenerbahçe tü kaka ilan edilmiş ve takım her anlamıyla demoralize olmuştu. Ama 7 den 70e taraftarı takımına öyle bir sahip çıktı ki, ne teknik kadronun, ne de futbolcuların  mazeret üretebilme şansları kalmıştı. Aksine  taraftarın ve yönetimin bu onurlu durşu karşısında motive olup ligi hallaç pamuğu gibi atması gerekiyordu. Hallaç pamuğunu geçtik, saha da dik durabilseler yetecekti ama takım sahada Viktor Hugoyu kıskandıracak  şekilde yeni bir sefiller romanı yazıyorlardı. Saha kenarında da bu kötü oyun taraftarla beraber izleyen bir Aykut Kocaman vardı. Bu futbol farkiri  takım formanın gücünden olsa gerek yine ligde iyi bir yerdeydi. Ligin küme düşecek takımları bile sahada Fenerbahçeyi neredeyse eziyordu . Ama takım kazanmaya devam ediyordu. Eskiden  Fenere karşı korkan , kapanan takımlar sıradan bir takımla mücadele ediyormuş gibi sahada  üstünlük kuruyordu futbol adına. Ve sayın Kocaman kenarda bu acz içindeki Fenerbahçeyi sadece izliyor, hiç bir farklı ve çözüm koyamıyordu. Fenerbahçe takımı Aykut Kocamanın  liderliğinde  teslimiyetçi ve aciz futbolu kanıksamıştı sanki. Oysa saha dışında oynan oyunlara karşı, tutuklanmamış  yöneticileriyle Fenerbahçe taraftarı onurlu ve inançlı  bir şekilde mücadelesine devam ediyordu. Saha dışındakşi fenerbahçe ile saha içindeki Fenerbahçe duruşu taban tabana zıtlık gösteriyordu. Sahadaki futbol takımı  küçük takımların bile iştahını kabartır bir hale gelmişti.  Ve son Galatasaray derbisiyle bu aciziyet durumu tavan yaptı. Aykut Kocamanın sahaya sürdüğü kadro, sahadaki teknik ve taktik zafiyet, çözüm adına  yaptığı inanılmaz yanlışların bir tek açıklaması olabilirdi, o da; konumunu kormak adına, sadece puan odaklı bir anlayışla koca bir camiayı futbol sahasında küçük düşürmek. Kişiliksiz, yaratıcılıktan, üreticilikten uzak bu korkak futbolun başka bir adı olamazdı. Sanırım Aykut Kocamanın , kocaman ideali sadece Fenerbahçenin başına gelebilmekmiş. Fatih Terim gibi Türkiyenin dışına taşabilecek kocaman bir ideali yokmuş.

Geçmişindeki güzellikler adına, taraftarın gönlünde kurduğu sevgi adına ve bu seneki şike durumu nedeniyle bu sezonda Aykut Kocamana kimse bir şey söylemeyecek. Muhteşem taraftar malesefki ona sahip çıkacak. Çünkü lig ikinciliği bu şartlar altında bir başarı olarak görülecek/ gösterilecek. “İlk geldiği sene şampiyon yaptı, ikinci sene şikeye rağmen ikinci yaptı” bu bir başarı denecek. Özellikle son Galatasaray maçında ortaya çıkan futbol fakiri , aciz, kişiliksiz, ruhsuz takımı kimse hatırlamayacak. “Alex ne muhteşem paslar attı, Sohw ne muhteşem  goller attı, Stoch çatala ne güzel çaktı” larla avunup, bütün bunların bir takım oyun olmadan geldiğini görmeyecek. Malesef göremeyecek. Ama benim Aykut Kocamana  söyleyeceğim bir tek şey var; korkaklar asla kazanamaz. İstanbul Sporun , Ankarasporun başındaki Aykut Kocaman olacaksan bu takımın başında kal. Ama teknik bilgi ve birikimin böylesi büyük bir takımı çalıştıracak kapasitede değilse,  ya da korkmaya devam edeceksen, bu takımı o eski bildiğimiz futbolcu Aykut onuru ve kişiliği ile bırak. Koca camianın,  koacaman takımını futbol sahalarında küçültme. Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar kişiliksiz top oynayan , bu kadar korkak, bu kadar  kimliksiz, bu kadar zavallı bir takım görmemiştim. Şampiyon olmayalım Aykut, ama sahada kocaman bir takım olalım. Tarihine , şanına yakışan  kocaman bir takım. Biz artık saha da futbol oynayan, futboluyla taraftarını coşturan bir takım olmak istiyoruz. Kazanamayabiliriz ama asla ezilip küçülmeyelim…

Reklamlar