4+4+4 > 8 ???

Başlık da kullandığım denkleme bakıp beni bir matematik adamı filan sanmayın sakın. Hayatım boyunca rakamlarla ve sayısal işlemlerle pek aram olmadı.  Matematik bana uzaktı ama yukardaki denklemi yazabilecek  ve sonucunu yorumlayabilecek kadar bilgim var.  İmdiiiii,    4+4+4’ü topladığımızda 8’ den büyük bir sonuç verir, bu yanıyla doğru.  Her şeye içerikten  uzak bakan bir toplum olduğumuzdan bize dayatılan bu denkleme sayısal saçmalığından öte, bir de  içeriksel olarak bakmaya ne dersiniz.

4+4+4>12   denkleme  baktığımızda sayısal olarak bir yanlış görünmüyor. Ammaa velakin  içerik olarak baktığımızda, küçük ve çağdışı bir zihniyettin ürünü olduğu da görünenin ardındaki asıl gerçektir. Bu zihniyetin sonucunda, ki bence çok uzun sürmeyecek, arap baharını yaşayan ülkelerden herhangi birinin  durumunda olacağımızı tahmin etmek  pek de falcılıkla ilgili  olmasa gerek.

Şöyle izah ediyim; cumhuriyetin kazanımlarıyla oluşturulan, zamanla darbeler yiyerek özünden uzaklaşsa da,  laiklikliği korumaya yönelik milli eğitimimize rağmen, yaşadığımız yobazlıkların boyutunu bir düşünün. Aklınıza bir şey gelmedi mi. Peki Sivas desem… Kahramanmaraş’ı eklesem.  Bir de Çorum desem…  sanırım yeterli olmuştur. 4+4+4 ün  ilk 4 den sonra isterse ara verebileceği, ya da dışardan devam edebileceği, 10 yaşında tercihini(!) yapıp mesleğini seçebileceği, zaten bu kararları 10 yaşındaki çocuk veremeyeceği için ailesinin vereceği  bir  4+4+4 tedrisatından geçen  nesilin  yobazlık boyutunun nasıl  olabileceğini düşünüyoruz ki… 4+4+4 den önce Sivasta insanları diri diri ve tempo tutarak yakan ve bunu müslümanlık !? adına yaptığını söyleyenlerin   4+4+4  sürecinden sonra yapabileceklerinin, şu anda tartıştığımız  mahalle baskısıyla  sınırlı kalabileceğinden emin misiniz…. Ben değilim.

Değilim, çünkü Ankara da anayasal haklarını kullanarak seslerini duyurmak  isteyen  öğretmenlerin yediği dayağı görünce,  başka bir şekilde düşünmek pek de mümkün olmuyor…

Aslına bakarsanız bu öğretmen ve dayak hikayesi bir yanıyla da yaşanan olayın hem komik hem de dramatik yanını oluşturuyor. Bu çağ dışı yasa meclisten geçmesin diye sesini yükselten ve eyleme geçenler kim; öğretmenler. Yani yasa geçerse, bu yasayla dayatılan eğitimi çocuklara verecek olan kişiler. Oluşturulan korku imparatorluğu ile  ” etliye sütlüye karışma “, ” salla başı al maaşı ”  zihniyetinin hakim kılındığı ortamda, onlara pek de giren çıkan yok aslında.   Sallayacaklar başlarını , alacaklar maaşlarını. Aldıkları maaşları da düşürsek, zaten etliyle ve sütlüyle pek ilişkileri  yok. Kıt kanaat geçinmeye çalışıyorlar.  Ama yine de Türkiyenin 4 bir yanından Ankaraya gelip 4+4+4′ e  karşı koymak adına  kimyasal gazlara maruz kalan, tazzikli sularla, coplarla dövülen onlar. Bu tedrisattan geçecek olanlar kim, çocuklarımız. Pekiii çocuklarımızın anne ve babaları ve dahi  abileri ve ablaları öğretmenler dayak yerken ne yapıyorlardı.  Olanı biteni sadece  seyrediyorlardı.   Bu ülkenin kendini çağdaş, demokrat ve aydın diye tanımlayan cümle ahalisi ne yaptı. Onlar da  annelere, babalara ve dahi abilere ve ablalara eşlik edip, sessizler korosunun edilgen koristlerini oluşturdular. Televizyonda  gördüm. Öğretmenler gazlanıp, coplanıp, sulanırken onlar; sadece seyrediyorlardı.

Bir ülkede sessizler korosu büyüdükçe,  meydana çıkmak isteyen azınlık da haliyle yer sopayı oturur aşağı. Sonra azınlık da kalmaz. Azınlık çoğunluğa dahil olup, sürüye karışır. Sürünün tek hakimi vardır. Zamanında sessizler korosunun koristlerini oluşturup susanlar, çobanın kavalının bastığı delikten çıkan her nameye, meeeeeeleyerek onay verir. Sürümüz şimdiden mübarek olsun.

Ben yazıyı yazarken Pink Floyd’ dan http://www.youtube.com/watch?v=7iITFrcNLcA  bu parçay dinledim. Size de tavsiye ederim. Ama tabi isterseniz başka bir alternatif daha var, tercih sizin.   http://www.youtube.com/watch?v=fpIni61fm7c&feature=related

Vicadni ret mi, Cüzdani ret mi yoksa …

 

Hayatımın her döneminde militarizm bana hep uzaktı. Sınırların olmadığı, herkesin eşit yaşadığı bir dünya devleti, hatta devleti de kaldıralım, bir dünya düşlediğim için, savaşlar, silahlar, askerler hep uzak kavramlar olarak kaldı.

Ancak dünyadaki sınırılı kaynakların paylaşımında  “hep bana  hep bana” diyen küresel kapitalist zihniyet, bu amacını gerçekleştirmek için sürekli militarizmi destekledi. Savaşlar kurguladı, uyguladı…

Çünkü dünyadaki en ucuz kaynak insan. Ve sürekli çoğalabiliyor. Bir petrol, bir uranyum, bir su gibi değil. Onlar için daha değerli olan ekonomik kaynaklara ulşamak için yüzlerce, binlerce insanın öldürlmüş olmasının  hiç bir önemi yok. Hatta bu öldürülenlerin ulusal, dinsel ve ırksal kimliği bile farketmiyor. Küresel kapitalistlerin bir tek amacı var; dünyadaki ekonomik değer oluşturan tüm kaynakları ele geçirmek. Hepimiz iyi hatırlarız,  Amerika,  Iraka girmek adına kendi ülkesinde binlerce inasnın canına mal olan İkiz Kuleler saldırısını organize etmedi mi.

Eskiden sınırın olduğun ülkelere karşı ordunu güçlü tutmak gibi bir durum varken, artık bu durum  da değişti. Gözünü para bürümüş açkapitalistler, okyanus ötesinden gelip saldırabiliyor sana. Saldır, son nokta. Saldırıdan önce ciddi bir iç savaş senaryosu hazırlanıyor ve uygulamaya konuyor. Kaddafiiyi diktatör ilan etilerve vurdular.

Diktatörün ilan edilen Kaddafinin ülkesine yaptıklarına bakın.

Ülkede hiç bir şekilde vergi yok.

Eğitim, sağlık, elektrik, su, ısınma parasız.

Üniversiteyi bitiren öğrenciye iş bulana kadar maaş,

Yurt dışında burslu okuyan öğrencilere 1650 dolar aylık ve karşılıksız burs

Evlenen yeni çiftlere ev

vs vs vs

Bunları yapan adam DİKTATÖR!!!  Asıl soru şu; Kaddafiyi diktaör ilan edenlerin hangisinin ülkesinde bunlar yapılabilmiş.

Diktatör tanımını bile değiştirebiliyorlar.Libya liderini diktör yapanlar, gerçek anlamıyla diktatörlük yapan bizimkini de Demokrasi Havarisi ilan ediyorlar.

Ediyorlar, çünkü Büyük Ortadoğu Projesi için bölgedeki müslüman ülkelerin her daim gıptayla baktığı bir ülkenin lideri. Budan daha iyi kullanabilecekleri bir piyon olabilir mi. Şimdi o lider ile, müslüman ve kardeş Arap ülkeleri tek tek vuruluyor. BOP un haritasını  90 lı yıllarda görmüştüm. Suriyenin bir kısmı, Irakın bir kısım, Türkiyenin bir kısmı ve İranın bir kısmını içeren bir KÜRDİSTAN devleti vardı. Irak tamam. Şimdi Suriyenin işi bitirilmek üzere. Eğer Esad bu işten paçayı sıyırırsa, Türkiye Suriye savaşı gündeme getirilecek. Böylece bölgede İrana destek verebilecek tüm yapılar da bitmiş olacak. Sonra sıra bize gelecek. Kürt halkı, insan hakları, demokrasi diyecekler… Sonrasında Demeokarsi havarisi yaptıkları Tayipin ipini çekecekler ve topraklarımızı almak isteyecekler. Süreç buraya doğru gidiyor.

Süreç buraya doğru giderken bizim BOP projesinin eş başkanı olmakla övünen liderimiz napıyor. Ülkede Ordunun işini bitirmekle meşgul. O kendince orduyu cumhuriyetin simgesi olduğu için bitirmeye çalışıyor ama ona destek veren kapitalist güçlerin gerçek amacını göremiyor/ görmek istemiyor ve bu amaca hizmet ediyor.

Bedelli askerlik, vicdani ret filan sadece bu senaryonun bir parçası. Orduyla ilgili asıl hikaye bu. Ordunun gücünün azaltılması. İtibarının yok edilmesi. Geektiğinde Irak da olduğu gibi vatanını satacak işbirlikçi komutanlar oluşturulması vs vs vs.

Büyük Orta Doğu Projesi, Kukla Kürdistan devletinin kurulmasıyla bitecek. Bu topraklar ( google dan Kürdistan yazıp bakabilirsiniz. Belirlenen sınırları itibari ile  petrol ve diğer yeraltı kaynakları bakımından dünyanın en zengin bölgesi)  Kürt halkının dediğinde, Kürt halkı derken bizim Kürt halkından bahstemiyorlar tabi ki, orada kuracakları büyük bir Kukla Kürdistandan bahsediyorlar) Malesef direnebilecek bir ordu olmayacak.

VİCDANİ ve CÜZDANİ retçilerden, gerçek vicadni retçilerin bu duruma vicanları sızlayacaktır ama Vicdani retçi ayağına yatanlarla ya da bunu kullananlarla, CÜZDANİ retçilerin bir taraflarında bir sızı olmayacaktır

Bu gruhtakiler paraya tapanlar cumhuriyetinin üyesi oldukları için, olaya vatan, toprak, insan olarak bakmayacak ve küresel kapitalistlerin yanında saf tutacaklardır.

Yalnız unutmamaları gereken bir şey var:

Bu ülke bir kez daha aynı güçler tarafından işgal edilmişti. O zamanda sizin gibi bi rDamat Ferit,  Bir Vahdettin, İşbirlikçi basın ve onun kalemşöleri Ali Kemaller, Sait Mollalar, Mustafa Sabirler gibi  VİCDANİ ve CÜZDANİ  işbirlikçiler vardı !!!

Ama o halk Türüküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle O kapitalist güçlere ve onun içbirlikçilerine gereken dersi vermeyi bildi.